Ceyhun İrgil: 'Bilgiyi Toplumla Paylaşmak Bir Sorumluluk'
Kendisini 'topluma karşı sorumluluk hisseden bir hekim' olarak tanımlayan Ceyhun İrgil, hem yaşam öyküsünü hem de Türkiye'deki toplumsal değişimi değerlendirdi: 'İnsanlar artık anlamadan yargılıyor.'
Türk tıp doktoru, yazar ve 25 ve 26. dönem Milletvekili Ceyhun İrgil, FRT mikrofonlarına özel kendi yaşamına, mesleki yolculuğuna ve Türkiye’nin toplumsal yapısına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Kendisini tanımlamanın zor olduğunu belirten İrgil, bu soruya daha çok “topluma karşı borçluluk hissi” üzerinden yanıt verdi. İrgil, “Topluma borcu olduğunu düşünen ve bu borcu ödemek için sürekli çalışan biri olarak tanımlayabilirim kendimi. Çok fazla entelektüel bir iddiam yok. Sadece meraklıyım, ilgiliyim ve öğrendiklerimi toplumla paylaşma isteğim var. Bu biraz takıntı gibi ama aslında bir sorumluluk” dedi. Toplumsal destekle eğitim aldığını vurgulayan İrgil, bu nedenle kendisini her zaman topluma karşı sorumlu hissettiğini ifade ederek, “Ne alıyorsam, ne üretebiliyorsam, ne bulabiliyorsam onu topluma aktarma derdindeyim. Müzelerin, kütüphanelerin, yazdığım kitapların nedeni de bu. Tıp eğitimi aldıktan sonra da bunu topluma fayda olarak döndürmeye çalıştım” diye konuştu.
Aslen Fethiyeli olduğunu belirten Ceyhun İrgil aile köklerine de değinerek, “Fethiyeli bir ailenin çocuğuyum. Dedem ‘Şekerci Hakkı’ olarak bilinir, babam ise ‘Marangoz Rahip’ diye tanınırdı. Fethiye depreminden sonra İzmir’e gitmek zorunda kaldık. Eğitim hayatım orada geçti” ifadelerini kullandı. Tıp fakültesini bitirdikten sonra genel cerrahi alanında uzmanlaştığını anlatan İrgil, sahadaki çalışmalarına ilişkin, “Acil cerrahi ve kanser cerrahisiyle ilgilendim. Özellikle meme, tiroit ve cilt kanserleri üzerine yoğunlaştım” dedi.
Siyasete giriş sürecini “rastlantı” olarak nitelendiren İrgil, bu deneyimin kendisine çok uygun olmadığını belirterek, “Ön seçimle parlamentoya gittim ama çok sevdiğim bir ortam değildi. O yüzden kısa sürede ayrıldım. Siyasete özel bir ilgim de yoktu zaten” diye konuştu. Siyasetin ardından kültür ve sanat alanına yöneldiğini ifade eden İrgil, özellikle kent bilinci, kent tarihi ve kültürel miras üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirterek, “Unutulmaya yüz tutan bilgilerin korunması, aktarılması önemli. Müzeler ve kütüphaneler de bu amaçla var” dedi.
Kendisini “topluma karşı sorumluluk hisseden bir hekim” olarak tanımlayan Ceyhun İrgil, hem yaşam öyküsünü hem de Türkiye’deki toplumsal değişimi değerlendirdi: “İnsanlar artık anlamadan yargılıyor.”
Türk tıp doktoru, yazar ve 25 ve 26. dönem Milletvekili Ceyhun İrgil, FRT mikrofonlarına özel kendi yaşamına, mesleki yolculuğuna ve Türkiye’nin toplumsal yapısına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Kendisini tanımlamanın zor olduğunu belirten İrgil, bu soruya daha çok “topluma karşı borçluluk hissi” üzerinden yanıt verdi. İrgil, “Topluma borcu olduğunu düşünen ve bu borcu ödemek için sürekli çalışan biri olarak tanımlayabilirim kendimi. Çok fazla entelektüel bir iddiam yok. Sadece meraklıyım, ilgiliyim ve öğrendiklerimi toplumla paylaşma isteğim var. Bu biraz takıntı gibi ama aslında bir sorumluluk” dedi. Toplumsal destekle eğitim aldığını vurgulayan İrgil, bu nedenle kendisini her zaman topluma karşı sorumlu hissettiğini ifade ederek, “Ne alıyorsam, ne üretebiliyorsam, ne bulabiliyorsam onu topluma aktarma derdindeyim. Müzelerin, kütüphanelerin, yazdığım kitapların nedeni de bu. Tıp eğitimi aldıktan sonra da bunu topluma fayda olarak döndürmeye çalıştım” diye konuştu.
Aslen Fethiyeli olduğunu belirten Ceyhun İrgil aile köklerine de değinerek, “Fethiyeli bir ailenin çocuğuyum. Dedem ‘Şekerci Hakkı’ olarak bilinir, babam ise ‘Marangoz Raif’ diye tanınırdı. Fethiye depreminden sonra İzmir’e gitmek zorunda kaldık. Eğitim hayatım orada geçti” ifadelerini kullandı. Tıp fakültesini bitirdikten sonra genel cerrahi alanında uzmanlaştığını anlatan İrgil, sahadaki çalışmalarına ilişkin, “Acil cerrahi ve kanser cerrahisiyle ilgilendim. Özellikle meme, tiroit ve cilt kanserleri üzerine yoğunlaştım” dedi.
Siyasete giriş sürecini “rastlantı” olarak nitelendiren İrgil, bu deneyimin kendisine çok uygun olmadığını belirterek, “Ön seçimle parlamentoya gittim ama çok sevdiğim bir ortam değildi. O yüzden kısa sürede ayrıldım. Siyasete özel bir ilgim de yoktu zaten” diye konuştu. Siyasetin ardından kültür ve sanat alanına yöneldiğini ifade eden İrgil, özellikle kent bilinci, kent tarihi ve kültürel miras üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirterek, “Unutulmaya yüz tutan bilgilerin korunması, aktarılması önemli. Müzeler ve kütüphaneler de bu amaçla var” dedi.
Günümüz Türkiye’sindeki toplumsal dil ve kutuplaşmaya da değinen İrgil, geçmişle bugünü karşılaştırarak dikkat çeken bir değerlendirme yaptı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan zor süreçlere rağmen daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsendiğini ifade eden İrgil, “O dönemde ‘hain’ kavramı bu kadar kolay kullanılmıyordu. İnsanlar için ‘yanlış tercih yaptılar’ deniyordu. Bu aslında çok kıymetli bir bakış açısı” dedi. Toplumların değiştiğini ancak bu değişimin her zaman gelişim anlamına gelmeyebileceğini belirten İrgil, “Bazen 20. yüzyılın başındaki dünyaya baktığımızda estetik ve zihinsel olarak daha ileride olduklarını düşündüğümüz alanlar var. Bu da düşündürücü” ifadelerini kullandı.
Günümüzde insanların birbirini hızlı ve yüzeysel şekilde yargıladığını dile getiren Ceyhun İrgil, “İnsanlar sormadan, öğrenmeden, anlamadan birbirini suçlayabiliyor. Bu bir zihinsel yıpranma, bir dejenerasyon göstergesi” dedi. Toplumdaki bu durumun değerlendirilirken insanların niyetlerine de bakılması gerektiğini vurgulayan İrgil, “Normal bir insan, ruhsal bir problemi yoksa, ülkesinin ve insanlığın daha iyi olması için çaba gösterir ya da en azından bunu ister. Bunun ötesi zaten başka bir durumdur” şeklinde konuştu.
Genç kuşaklara dair umutlu olduğunu da dile getiren İrgil, “Y ve Z kuşağı bu konuda daha iyi. Eksikleri var ama daha açık ve gelişmeye müsaitler. Gelecek adına umut veriyorlar” dedi.